VİTAGİL
YETİŞKİNLER İÇİN
KAPSÜL FORMUNDA


Anne-babalar ve yetikişkinler içinde Vitagil artık kapsül formunda. Günlük mineral ve vitamin ihtiyacınızı karşılayacak, bağışıklık sisteminizi güçlendirecek olan vitagil Kapsül formununu OCAK ay'ından itibaren eczanelerden temin edebilirsiniz...

Detaylı bilgi için ...
- - - - - - - - - - - - - - - - - - -

BİZDEN HABERLER

> VitaGlucan Eczanelerde !
> VitAgil Multivitamin Kapsül Eczanelerde ! (Yetişkinler için)
> Yeni ürünümüz Doğal Organik Demir Desteği FLORADIX çıktı.
> 21.yüzyıln Vitamin Şurubu VitAgil
> Yeni Teknolojiler ile üretilen Vitamin / Mineral Şuruplarının Avantajları ...

Diğer Haberler...

> ÇOCUKLARIN BESLENME ALIŞKANLIKLARI

Özellikle vücutça büyüyüp gelişmeleri bebek ve çocukların metabolizmalarını yetişkinlerinkinden farklı kılar. Gıdaları, bu gelişmeyi sağlayacak tüm maddeleri yeterince içermek zorundadır.¹

Sürekli bedensel büyüme ve zihni gelişme okul çağının en tipik özelliğidir. Ayni yıllar beslenme tarzının geliştiği devre olarak da önemlidir. Belli gıda maddelerini sevmek veya sevmemek veya öğün atlamak gibi beslenme alışkanlıkları vücut için gerekli besinlerin alımını ve dolayısıyla öğrenme kabiliyetini de etkiler. Okul öncesi ve okulun ilk yıllarındaki temel beslenme tarz ve davranışları anne ve babadan alınan eğitim ve örneklere uyar. Okul çağının devamında yavaş yavaş gelişen bağımsızlık isteği beslenme tarzındaki değişikliklerle de kendini belli eder. Yine bu yıllarda keyif verici besinlerin alımı artar. ²

Buluğ çağında yeniden belirginleşen boy uzaması gıda ihtiyacının değişmesine sebep olur. Özellikle son on yılda genç neslin boyundaki uzama dikkati çekmektedir. Bu durum için ileri sürülen çeşitli sebepler arasında daha iyi bir beslenmenin yeri olsa da, bu belirgin boy uzamasının kesin nedeni henüz açıklanabilmiş değildir. Boy uzamasının doğal sonucu artmış bir kalsiyum ihtiyacıdır’ki bu da en etkin şekilde süt ürünleri ile giderilir.¹

Günümüzde yetişkinlerin beslenme alışkanlıklarına paralel olarak okul öncesi ve okul çağındaki çocuklar da, cok fazla hayvansal protein (et ve “fast food” ürünleri) tüketiyorlar. Bu besinler ise yüksek oranda doymamış yağ asitleri ve kolesterol içerirler. Ayni şekilde rafine ve düşük moleküllü karbonhidrat  (şekerlemeler, meşrubat ve şekerli kurabiye türleri) alımı da zararlı boyutlardadır. Buna karşılık lifli besinlerin, vitaminlerin, minerallerin ve oligoelementlerin gereğinden az alındığı gözlenmektedir.

Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) çocuklardaki aşırı kilo durumunu “kaygı verici” olarak nitelemektdir. Yeryüzünde 5 yaş altında 22 milyon çocuğun fazla kilolu veya obez sınıfına girdiği tesbit olunmuştur. Özellikle son yıllarda çocuklarda fazla kilo ve adipozita problemleri artmaktadır. Sağlıksız beslenme çocukların gelişmelerini etkileyebildiği gibi yetişkinlik çağında ortaya çıkacak hastalıklara da sebep olabilir. Sağlıksız ve bilhassa düzensiz beslenme çocukların konsantrasyon ve öğrenme yeteneklerini düşürüp zihni gelişmelerini engeller. Çocukluk çağındaki beslenme allerjilerin ve neurodermitlerin gelişmesinde de rol oynar.

“Fast food” ürünleriyle beslenen cocuklardaki vitamin eksiklikleri enfeksiyonlara yatkınlık, iştahsızlık ve yorgunluk halleriyle kendini belli eder. Diğer taraftan besinlerimizin vitamin içerikleri de genellikle abartılmaktadır. Zira pek çok meyve ve sebze türünün içerdiği vitamin miktarı uzun nakliye ve depolama süreleri sonucu önemli ölçüde düşmektedir.

Bilhassa gelişme çağında temel besi maddelerinin yetersizliği ciddi problemler oluşturmaktadır. Çocuklar ve gençlerin özellikle ihtiyacı olan mineral ve vitaminler şunlardır: Kalsiyum,  D vitamini, manganez, bakır ve molibden güçlü kemikler ve dişler için Krom, çinko, manganez, E vitamini ve B vitamini kompleksi büyüme ve gelişme için Çinko, bakır, selenyum, manganez, beta-karoten, E vitamini, C vitamini, B2 vitamini ve niasin güçlü bir savunma mekanizması için?  A vitamini büyüme ve sağlıklı gözler için Selenyum, krom, bakır, manganez, B vitamini kompleksi, C vitamini ve E vitamini güçlü sinirler ve konsantrasyon için.

Vitaminler ve oligoelementler enerji ve sinir metabolizmasında önemli rol oynarlar. Bunlardaki eksiklikler bedensel ve zihinsel yetersizliklere sebep olur. Sık sık mültipl enfeksiyon hastalıklarına yakalanan ve kilo kaybeden çocukların vitamin alımlarına özellikle dikkat etmek gerekir. Zira bunlarda “kombine” vitamin eksikliklerinin oluşması tehlikesi söz konusudur.3 

Yaşları 12 – 13 arasında değişen 90 öğrenciyi kapsayan bir anketle bu çocukların vitamin ve mineral düzeyleri saptanmıştır. Çocukların pek çoğunun vitamin düzeyi RDA değerine erişirken oligo elementler düzeyinin ilgili RDA değerlerinin altında olduğu bulunmuştur. Ardından düzenlenen plasebo kontrollü araştırmada bu çocukların 60’ına 8 ay boyunca multi- vitamin veya plasebo verilirken 30’una ise herhengi bir madde verilmemiştir. 8 Ayın sonunda yapılan zeka testinde multivitamin alan grupta plasebo grubuna göre belirgin derecede yüksek değerler tesbit edilmiştir.4

C Vitamini:
Yakl. 50 yıl önceki bir yayında C vitamini takviyesinin soğuk algınlığı hastalıklarının iyileşmesini olumlu etkilediği bildirilmektedir. Çeşitli araştırmaların sonuçlarına göre soğuk algınlığında lökositlerde ve hatta plazmada C vitamini konsantrasyonunda belirgin bir düşme görülmektedir.6

Granülozitlerde ve özellikle lenfozitlerde plazmaya göre daha yüksek bir C vitamini konsantrasyonu bulunmaktadır.7  Yutarhücrelerin (fagositler) etkinleşmesi artmış bir oksijen sarfiyatı (Respiratory Burst) ve radikal oluşumunun hızlanması ile kendini belli eder. Bu esnada oluşan süperoksit radikalleri ve hidrojenperoksit vücuda yabancı tüm hücre zarlarını tahrip eden güçlü bakterisitleri oluştururlar. Ancak aşırı miktarda radikal oluşumu fagosit hücre zarlarının da oksidativ yoldan tahrip olma tehlikesini beraberinde getirir (Otooksidasyon).  C Vitamini antioksidatif  nitelikleri yardımıyla fagositleri otooksidasyon sonucu yok olmaktan korur. C Vitamini takviyesi nötrofil’lerin yutarhücre niteliklerinin güçlenmesini sağlar.  Sağlıklı kişilerde de nötrofillerin kemotaktik etkinlikleri C vitamini takviyesi ile artırılır. 8  Sonuç olarak  L-askorbik asit’in doğal “katil hücreler”in ve lenfosit – blastogenesis’in, etkinliğini artırdığı ve ayrıca antikor oluşumunu ve interferon sentezini desteklediği söylenebilir. 9 , 10

C Vitamini özellikle sulu ortamda biyolojik bir antioksidan etkisine sahip olup, zararlı metabolik süperoksitleri ve radikal oluşturan hidrojenperoksiti nötralize eder. C Vitamininin diğer bir özel görevi de “kullanılmış” E vitaminini yeniden etkinleştirmesidir.10

A Vitamini:
A Vitamini eksikliğinin gençlerde ve yetişkinlerde ilk etkisi gözün karanlığa alışma yetisini tahrip etmesi ve gece körlüğüne sebep olmasıdır (Hemeralopi). Daha ileri durumlarda cildin epitel tabakasında ve mukozada bakterilerin üremesini kolaylaştıran nasırlaşmalar oluşturur. Bakterilerin barınmasına elverişli foliküler hiperkerastozlar dirsek ve dizler civarında oluşurlar ve piyodermiye sebep olurlar. A Vitamini eksikliği bunların ötesinde genel bir gelişme engeli oluşturduğu gibi, kansızlık (anemi), granulozitopeni ve trombopeni gibi hastalıklara da sebep olur. Nasırlaşmanın gözdeki etkisi konjonktivanın kornea tabakasına kadar kalınlaşması (Kseroftalmi) ve tipik Bitot lekelerini oluşturmasıdır. Korneadaki harabiyet (Keratomalazi) delinmeye ve sonuçta gözün kaybına sebep olabilir.11

D Vitamini:
İnsan vücudu güneş ışığının yardımıyla 7-dehidrokolesterol’dan D3 vitamini (kolekalsiferol) oluşturabilmektedir. Bu esnada cildimizde depolanmış 7-dehidrokolesterin UV ışınlarının etkisiyle biyolojik bakımdan etkin kolekalsiferol’a (D3 vitamini) dönüşür. Günlük ihtiyacın % 50’den fazlası bu iç-üretimle karşılanır. Ancak 40. enlemin kuzeyinde kalan ülkelere kışları güneş ışınları çok yatay gelip atmosferde engellendiğinden D3 vitamininin iç-üretimi her zaman yeterli olmamaktadır.11 Ne var’ki D3 vitamini yumurta sarısı, balık yağları ve karaciğer gibi besinlerle direkt olarak da alınabilmektedir. Günlük D vitamini alımı ve varlığı kemik metabolizması bakımından daima besinlerle alınan kalsiyum miktarı ile birlikte tetkik edilmelidir. Zira gerek kemiklerin mineralize olması ve gerekse D vitamini metabolizmasının ayarı eldeki kullanılabilir kalsiyum miktarına bağlıdır. D Vitamini ile bağlantılı endokrin sistemin fizyolojik rolünü, organizmanın kalsiyum ihtiyacını karşılamak gereği belirler. D Vitamini hormonu öncelikle osteoblastların gelişmelerine yardımcı olur. D Vitamini hormonunun ikinci önemli görevi kalsiyumun ince bağırsakda yeterli derecede emilimini sağlamaktır.11

İsviçre’de gençler üzerinde yapılmış bir araştırma buluğ çağında D vitamini takviyesi almış gençlerin almamış olanlara göre daha yüksek kemik yoğunluğuna sahip olduklarını göstermiştir.20

K Vitamini:
K Vitamini kemik metabolizması için diğer bazı mikro-besinlerin yanısıra temel bir faktördür. K Vitamini glutamin-asit esterlerinin  ?-karboksil-glutamin-asitlerine dönüşmeleri (karboksilasyon) için gereklidir. Bu sayede osteokalsin gibi kemik metabolizması için önemli proteinler oluşur. Yetersiz K vitamini alımı gerekli osteokalsinin oluşmamasına, dolyısıyla yetersiz bir osteokalsin etkinliğine sebep olur. Diğer bir deyimle, yetersiz K vitamini alımı düşük kemik yoğunluğunun ve yüksek kemik kırılma riskinin sebebidir.10

E Vitamini:
Spesifik hücre enzimleri ve proteinlerin vücuttaki üretimi genetik bir düzenlemeye (regülasyon) tabidir. E Vitamini bu regülasyonu etkileyerek çeşitli vücut hücrelerinin oluşu – munu ve uyumlarını yönlendirir.21

Vücutdaki en önemli yağda-çözünür antioksidan olan E vitamini özellikle lipid-yoğun biyolojik mambranları ve kandaki lipoproteinleri oksidatif tahribata karşı korur. Lipidperoksit radikallerine büyük bir yakınlığı olan E vitamini, bunlar diğer yağ asitlerini tahrip etmeden yakalayıp zincirleme gelişecek bir reaksiyonu engeller. E Vitamini bu niteliklerinin ötesinde iltihap önleyici ve bağışıklık sistemini güçlendiricidir. 22

Yanıklı kobaylarda E vitamini takviyesi barsak mukozasının ağırlığının artmasını sağlamakta ve anemiyi önlemektedir.23  E Vitamini insanlarda immunglobulin oluşumunu artırmaktadır. Yanıklı hastalarda E vitamini takviyesi T yardımcı hücre sayısını normal seviyeye getirir, (300 mg/gün, 3 gün üzeri).24

Malabsorbsiyon sendromu (örn.: mukoviszidoz) olan çocuk ve gençlerde E vitamini eksikliği hemolitik anemiye sebep olabilir.  Yağ malabsorbsiyonu yıllar sürmüş sendromlarda, örneğin ; Abetalipoprotein anemisinde, mukoviszidoz veya kolestatik sendromlarda, kas zayıflığı, perifer reflekslerin yokolması, göz kası felci sonucu göz hareketliliğinin azalması ve ataksi gibi nörolojik semptomlar oluşur. Söz konusu hastalıklarda bu nörolojik semptomların oluşmasını sadece profilaktik E vitamini takviyesi tamamen önleyebilir. 25 

B – Kompleksi:
B Vitamini kompleksi sinir sisteminin ve miyelin’in yapısal oluşumunda yer aldığı gibi merkezi ve perifer sinirlerin tahrik (tembih) fonksiyonlarının oluşumunu ve idaresini etkiler. B Vitaminlerinin her birinin metabolizmada belli bir işlevi olduğundan ayni gruptaki bir diğeri ile ikamesi mümkün değildir. Sadece belli bir B vitamininin eksikliğine pek nadir raslandığından genelde tüm kompleksin verilmesi tavsiye olunur. B Kompleksi vitaminleri ayrıca besin olarak alınan protein, yağ ve karbonhidratların en iyi şekilde emilimini sağlarlar. Böylece, alınan gıdalardan enerji ve bedenin yapı taşları optimal ölçüde elde edilmiş olur.

B1 vitamini: 
Thiamin’in koenzim olarak en önemli işlevi sitrat siklindeki (çevrim) anaerob glikoliz’in oluşumunda yer alan mitokondrial pyruvat-dehidrogenaz için temel enzim oluşudur. TPP pentoz-fosfat siklinde transketolaz’ın temel enzimidir. TPP etkisini özellikle karbonhidrat sarfiyatının yüksek olduğu yerlerde gösterir: kalp kaslarında ve sinir hücrelerinde. B1 Vitamini sinir sisteminde, örneğin sinir dokularındaki yağ asitleri- ve kolesterol sentezinin düzenleyicisi olarak spesifik işlevler yerine getirir. B1 vitamini ayrıca merkezi sinir sistemindeki serotonerjik, andrenerjik ve kolinerjik sistemlerin nörotransmitter- lerinin başarılı metabolizmalarından sorumludur. Zira  asetilkolin, gamma-amino-butirik asit, glutamat ve aspartat gibi nörotransmitterlerin yapı taşları öncelikle oksidatif glukoz metabo- lizması sonunda oluşurlar. 27

B2 Vitamini:  
Riboflavin her iki koenzim şekli olan flavin-mononukleotid  (FMN) ve flavin- adenin-dinukleotid  (FAD) ile oksidazların, dehidrogenazların ve glutation-reduktazların bir parçası olup, bu flavo-enzimlerle birlikte pek çok yaşamsal önemi haiz oksidoredüksiyon mekanizmalarının elektron-verici ve –alıcı olarak vazgeçilmez  unsurudur. Riboflavinin bu niteliği mitokondrial solunum zinciri için de geçerlidir. En önemli endojen antioksidatif koruyucu sistemlerden olan glutation-reduktaz’ın etkinliği B2 vitaminine bağlıdır. Yeterli derecede aktif  glutation-reduktaz yüksek bir indirgenmiş glutation düzeyi ve beraberinde optimal bir antioksidatif kapasite sağlar. Glutation özellikle eritrozitlerin hemoglobin’indeki, enzimlerdeki ve hücre zarlarındaki thiol gruplarını korur. Riboflavin karbonhidratların, yağ asitlerinin, amino asitlerinin ve pürinlerin metabolizmasında birinci derecede önam taşıdığı gibi, solunum zincirindeki rolü dolayısıyla enerji kazanımını da etkiler. 10, 27

B6 Vitamini:
  Protein metabolizması, sinirler ve kan oluşumu için önemlidir. Akut  B6 vitamini eksikliği büyüme arızalarına ve kas kaybına sebep olur. Araştırma sonuçlarına göre, yetersiz B6 vitamini alımı vücudun her türlü bağışıklık sistemini zayıflatmaktadır 28. B6 Vitamini, niacin, B2 vitamini ve folik asit metabolizmaları arasında güçlü bağlar tesbit olunmuştur.

B12 Vitamini: 
(Cyanocobalamin) karaciğerde etkin koenzim formları olan 5-desoksiadenosil- kobalamin’e ve metil-kobalamin’e metabolize olur. Bu koenzimler pürin ve pyrimidin bazlarının biyosentezinde, homocystein’den methionin oluşumunda, N-metil-tetrahidro-folik asitin rejenerasyonunda (pernisyöz anemide ikincil folik asit eksikliği) ve sinir sistemindeki myelin oluşumlarında etkilidirler. B12 Vitamini, ayni folik asit gibi, DNA sentezinde yer alır ve dolayısıyla tüm hücre bölünmesi ve büyüme proseslerinde ileri derecede etkilidir. Bu iki vitamin birçok biyolojik işlevde birbirlerini tamamlarlar (örn.: homocystein’in arındırılması).10

Folik asit: 
Folik asit eksikliği sanayileşmiş batı toplumlarında en sık görülen avitaminozdur. Vücudun kendi folik asit rezervi 15 ila 20 mg ile oldukça düşük olup, biraz fazla sarfiyat veya kaybı halinde vücutda hemen folik asit açığı oluşmaktadır. Sanayileşmiş besin üretimi, yanlış depolama veya hazırlama besinde büyük folik asit kaybına yol açmaktadır. Besinlerdeki folik asit bunların hazırlanmaları esnasında ısı ve oksijen etkisiyle yok olur. Folik asit eksikliği kendini özellikle megaloblastik anemi, cilt ve mukozada değişiklikler, iştahsızlık, ishal, kilo kaybı ve depresiv ruh hali ile belli eder.10, 26

Selenyum: 
Selenyum’un vücutdaki dağılımı homojen değildir. Endokrin organlar, eşeylik organları (özellikle husyeler), beyin, trombozitler ve kırmızı kaslar selenyum’un en cok bulunduğu bölgelerdir.11  Tüm oligoelementler içinde organizmanın bağışıklık sistemi üzerinde en etkili olanın selenyum olduğu düşünülmektedir. Yeterli bir selenyum alımı, uygun glutation-peroksidaz  (GPX) aktivitesi ile birlikte, iltihap önleyici eicosanoid’lerin oluşumunu sağlar. Bağışıklık sağlayıcı etki glutation-peroksidaz (GPX) aktivitesinin selenyum yardımıyla yükselmesinden kaynaklanır. Bu enzim, oksijen radikallerinin oluşumunu önleyerek, hücre zarlarını korur. Selenyum eksikliği leukotrien B4 oluşumunun azalmasına ve böylelikle bağışıklık sağlayan hücrelerin etkisiz kalmasına sebep olur.10,11

Molibden: 
Çocukların % 98’inde diş çürümesine raslanmaktadır’ki bunun başlıca sebebi düşük moleküllü karbonhidratlı besinlerin  (meşrubat, beyaz unlu kurabiyeler, şekerlemeler) çok fazla tüketilmesidir. Bazı gıda-bilimciler içme suyunda molibden oranının yüksek olduğu bölgelerde yaşayan çocuklarda daha az diş çürümesine raslandığını bildiriyorlar. Görüldüğü kadarı ile molibden florür’ün dişlere bağlanmasında rol oynamaktadır.18,19

Çinko:
Hücre çekirdeğindeki nükleik asit sentezinin ve hücresel protein sentezinin pek çok temel enzimi çinkoya bağımlıdır. Bu sebepten çinko büyüme ve tüm hücrelerin gelişmeleri için birinci derecede önem taşır. Çinko eksikliğinin sonuçları hakkındaki ilk raporlar 60’lı yıllarda yayınlanmış olup, o zamanlar Mısır ve İran’daki çocuklarda görülen, beslenme kökenli çinko eksikliği sonuçları hakkındadır. En belirgin semptomlar büyümede gecikme ve cinsel gelişmedeki aksaklıklardı. Çinko takviyesi sonucu söz konusu şikayetler büyük ölçüde azalmıştır.12

Çinko pankreasın bir çinko-ensülin-kompleksinin parçasıdır. Bu kompleks vücudun bir ensülin deposu olarak kan şekeri seviyesinin düzenlenmesini sağlar. Pankreasın beta adahücreleri vücutdaki çinko miktarının azalması durumunda ensülin üretimini kısarlar. Büyüme ve cinsel hormonlar, gonadotropin’ler de vücudun yeterli ve devamlı çinko alımına bağlıdırlar. Çinko ve A vitamini göz metabolizmasında birbiriyle fonksiyonel işbirliği içindedirler. Retinol bağlayan protein (RBP), A vitaminini karaciğer depolarından çıkarıp plazma yoluyla işlev göreceği organlara nakleden enzimdir. Çinko eksikliğinde RBP düzeyleri düşer ve A vitamininin seferber edilişi yetrsiz kalır. Bunun yanısıra, geceleri gözün karanlık – aydınlık adaptasyonundan sorumlu olan alkol-dehidrogenaz (ADH) da çinko bağımlıdır. Dolayısıyla çinko eksiklikleri gece körlüğü ve karanlık – aydınlık adaptasyonu zayıflığı gibi A vitamini eksikliği semptomlarını artırabilir.13

Bağışıklık sistemi çerçevesinde çinkonun yaşamsal önem taşıdığı oluşumlar: lenfozitlerin gelişmesi, antikor üretimi, doğal katil-hücrelerinin ve timus bezinin etkinlikleridir. Henüz belirginleşmemiş bir çinko eksikliği sırasında polimeraz aktivitesinin kısıtlanması bağışıklık hücrelerinin etkinliğini azaltır ve interleukin üretimine doğrudan zarar verir.13

Krom:
Krom günümüzde insan biyolojisindeki şekliyle “glukoz-tolerans-faktörü” (GTF) olarak belirlenmiş olup, bu madenin vücudun glukozu değerlendirmesinde ve kolesterol metabo- lizmasındaki önemli rolü saptanmıştır. Glukoz toleransı, bünyenin belli bir miktar glukozu kanda ve idrarda anormal şeker değerleri oluşmaksızın taşıyabilmesidir. Krom III’ün, ensülin ile hücre zarındaki spesifik reseptörü arasındaki bağlanma reaksiyonunu hızlandırdığı düşünülmektedir. Bu tahmin, krom eksikliği durumunda hücresel glukozun, ortamda yeterli ensülin bulunsa dahi değerlendirilememesini açıklıyor. Kesin olan husus krom III / GTF’nin glukozun vücutta kullanımına yardımcı olduğudur, ensülin bağımlı dokuların glukozu almalarını hızlandırır.10

Sanayide işlenmiş, rafine karbonhidratların tüketimi vücudun krom dengesini önemli ölçüde bozmaktadır.

Manganez:
Manganez bağımlı enzim pyruvat-karboksilaz, biotin’in (koenzim olarak) yardımıyla pyruvat ve CO2’yi oksalasetat’a dönüştürür. Oksalasetat, metabolizmanın ihtiyacına göre, ya enerjiye dönüşür (sitrat sikli) veya glikojen şeklinde depolanır (glukoneogenaz). Manganez bu yolla karbonhidrat ve şeker metabolizmasına da karışmış olur.15

Manganez, mitokondrial SOD’nin bir parçası olarak da önemli bir rol üstlenir. Bu enzim mitokondr zarını süperoksitlerin oksidatif tahribatından korur. Manganez böylelikle antioksi- datif bağışıklık metabolizmasında da önemli bir işlevi yerine getirmektedir.17

Yapılan hayvan deneylerinde manganez eksikliğinin büyüme bozukluklarına, iskelet kusurlarına, reprodüksiyon işlevinin kısıtlanmasına ve doğum sonrası ciddi sinirsel bozukluk- lara sebep olduğu saptanmıştır.15

İyot:
İyot vücudun tiroit guddesinde üretilen hormonlardan tiroksin (T4) ve triiyottronin’in (T3) en önemli yapı taşıdır. Tiroit hormonları tüm organizmanın enerji alış-verişini desteklerler. Diğer birçok hormonun metabolizmasını etkiledikleri gibi vücudun ısı bütçesini dengeler, büyümeyi ve organların gelişimini (beyin, kemikler gibi) idare ederler. Bu sebeplerden yeterli iyot alımı bedensel ve zihinsel gelişim için hayati önem taşır.10

Almanya jeolojik konumu dolayısıyla iyodu kıt olan bir bölgededir. Toprağın ve bitkisel besinlerin iyot içerikleri düşüktür.

Referanslar:
1. Elmadfa, I., Leitzmann, C.: Ernährung des Menschen. UTB Ulmer Stuttgart 1990.
2. 1. Wiener Ernährungsbericht, 1994. - WHO Projekt: Wien – Gesunde Stadt, Schottenring 24, 1010 Wien.
3. Forschung, Klinik und Praxis: DGE-Stellungnahme: Vitaminversorgung in Deutschland. Mai 2003.
4. Benton, D., Roberts, G.: Effect of vitamin and mineral supplementation on intelligence of a sample of school
children. Lancet 1(8578): 140-3, 1988.
5. Cowan, D. et al.: Vitamins for the preventing of colds. JAMA 120: 1268-71, 1942.
6. Schwartz, A. et al.: Evaluation of the efficacy of ascorbic acid in the prophylaxis of induced rhinovirus 44
infection in man. J. Infect. Dis. 128: 500-5, 1973.
7. Washko, P. et al.: Ascorbic acid transport and accumulation in human neutrophils. J. Biol. Chem., 264:19886-
19002, 1989.
8. Rümelin, A.: Vitamin C in der postoperativen und posttraumatischen Intensivmedizin. In: Biesalski, H.K., Köhrle,
J., Schürmann, K. (Hrsg.): Vitamine, Spurenelemente und Mineralstoffe. Prävention und Therapie mit
Mikronährstoffen. Georg Thieme Verlag, Stuttgart, 586-594, 2002.
9. Dietl, H.; Ohlenschläger, G.: Handbuch der Orthomolekularen Medizin. Prävention und Therapie durch
körpereigene Substanzen. Haug-Verlag, Stuttgart 1998.
10. Gröber, U.: Orthomolekulare Medizin. Ein Leitfaden für Ärzte und Apotheker. WVG, Stuttgart 2002.
11. Biesalski, H.K. et al.: Vitamine, Spurenelemente und Mineralstoffe. Prävention und Therapie mit
Mikronährstoffen. Thieme Stuttgart 2002.
12. Holtmeier, H.J., Kruse-Jarres, J.: Zink. Biochemie, Physiologie, Pathophysiologie und Klinik des
Zinkstoffwechsels beim Menschen. WVG Stuttgart, 1991.
13. Bayer, W., Schmidt, K.: Zur biomedizinischen Bedeutung von Zink. Sonderdruck aus VitaMinSpur, 1988.
14. Deutsche Gesellschaft für Ernährung et al.: DACH-Referenzwerte für die Nährstoffzufuhr. Frankfurt a.M. 2000.
15. Deutsche Gesellschaft für Ernährung: Empfehlungen für die Nährstoffzufuhr, Umschau Verlag, 1991.
16. Muntau, A.C.: Gesundheitsrisiken der Fehlernährung bei Kindern und Jugendlichen. Akt. Ernähr.-Med 23: 126-
134, 1998.
17. Prasad, A.S.: Essential and toxic trace elements in human health and disease. Alan R. Liss, Inc. 1988.
18. Scholz, H. : Mineralstoffe und Spurenelemente, 3. Auflage Thieme Stuttgart 1990.
19. Krones, R.: Molybdenum in human nutrition. J. Nat. Med. Annoc. 82, 1990.
20. Zamora, S.A. et al.: Vitamin D supplementation during infancy is associated with higher bone mineral mass in
prepubertal girls. J. Clin. Endocrin. Metab. 84 : 4541-4, 1999.
21. Biesalski, H.K.: Ernährungsmedizin. Thieme Verlag Stuttgart 1995.
22. Watzl, B. et al. : Ernährung und Immunsystem. Ernährungs-Umschau 41(10): 368-377, 1994.
23. Kuroiwa, K. et al.: Metabolic and immune effect of vitamin E supplementation after burn. JPEN. 15:22-26, 1991.
24. Haberal, M. et al.: The stabilizing effect of vitamin E, selenium and zinc on leucocyte membrane permeability: a
study in vitro. Burns. 13: 118-122, 1987.
25. Lentze, M.J.: Mikronährstoffe im Jugendalter. In: Biesalski, H.K. et al. (Hrsg.) : Vitamine, Spurenelemente und
Mineralstoffe. Prävention und Therapie mit Mikronährstoffen. Thieme Verlag, Stuttgart, 2002.
26. Kasper, H.: Ernährungsmedizin und Diätetik. Urban & Fischer Verlag, München, 2000.
27. Niestroj, I.: Praxis der Orthomolekularen Medizin. Hippokrates Verlag, 1999.
28. Beisel, W. R. et al.: Single- nutrient effects on immunologic functions. Report of a workshop sponsored by the
Department of Food and Nutrition and its nutrition advisory group of the American Medical Association. JAMA.
245(1):53-58, 1981

OYUN SAYFASI İÇİN TIKLAYINIZ...